Into The Wild


“Ücra ormanlarda bir haz vardır;
Issız kıyılarda mest olurum;
Kimsenin rahatsız etmediği
Bir çevre vardır,
Derin denizlerde
Ve uğultusunda bir şarkı vardır:
insanı daha az sevmem ama
Doğayı ondan çok severim…”
               
İnsanı mutlu eden nedir?Gittikçe büyüyen şehirler mi şehir isminin kent ismine dönüşmesi mi?Ya da teknoloji mi?Ya da bunların en başında ki şey para mı?Belkide önümüzde duran büyük hedefler büyük kariyerlerdir bizi mutlu eden ne dersiniz?Belki de zor bir sınavın ardından gelen yüksek bir nottur.Christopher için mutluluk bunların hiçbiri değildi.O bunların dışında tutuculukların maskelerin paranın olmadığı doğa yaşamını kapitalist olmayan doğayı tercih etti.Herşeyden ve herkesten uzak bir yaşamı.Paranın zamanın sorumlulukların olmadığı bir yaşamı.Ölmeden önce yazdığı mektupta: “TANRIYA ŞÜKÜRLER OLSUN Kİ MUTLU BİR HAYAT YAŞADIM.ELVEDA VE TANRI SİZİ KORUSUN”.Yazıyordu.

Yaşadığımız ana baktıkça ne kadar teknoloji bağımlısı olduğumuz , ne kadar büyük şehirlerde(kent) yaşayıp bir o kadar yalnız olduğumuz , hiçbir anlam ifade etmeyen betonların arasında sıkışıp kaldığımız , markaların , zamanın tutsağı olduğumuz midemi bulandırıyor.Bu filmden sonra açık ve net olarak hissettiğim şey buydu.
             
Her insanda vardır maceraperestlik bazılarında az bazılarındaysa fazla.Tek başına maceraperest olmak yetmez yanında özgüvenle anlamlıdır maceraperestlik.Christopher fazlasıyla özgüveni olan ve maceraperest biriydi filmden sonraki kanımca.Yanında sadece 5 kilo pirinç, patates tohumlari ve avlanmak için taşıdığı ufak kalibre tüfeğinin olması bunun apaçık kanıtıydı. Aslında bakarsanız maceraperest olmayı istemek , özgüvene sahip olmakta yetmiyor.Christopher sadece maceraperestlik uğruna alaskaya gitmeyi istemiyordu.Bir şeylerden kaçmak bir şeylerden uzaklaşmak gerçek özgürlüğü ve mutluluğu bulmak istiyordu.Çünkü o kalıplara girmek , maskelere bürünmek , tutsak olmak istemiyordu.Gittikçe kent adını alan şehirlerden , insanlardan , zamanın , paranın tutsaklığından kaçmak istiyordu.Artık onu paranın satın alabildiği şeyler , maskeleriyle dolaşan insanlar mutlu etmiyordu.Artık vakti gelmişti üniversiteden başarıyla mezun olup ailesinin isteğini yerine getirmişti.Biriktirdiği 24000 doları’da hayır kurumlarına bağışlayarak sonunu bilmediği bir yolculuğa çıktı.McCandless, Nisan’da Alaska’nın vahşi ortamına daldığında ortam hala karlar ile kaplı, nehirler dağdaki buzullar daha erimedigi için alçak seviyedeydiler. Bir iki hafta sonra, vahşi tabiatın ortasında terk edilmiş, Fairbanks belediyesine ait çok eski bir belediye otobüsü gördü ve burayı hemen evi olarak benimsedi. McCandless burada neredeyse 6 ay kaldı.Bu dönemde en önemli besin kaynakları pirinç, yakaladığı sincaplar ve etraftaki bitkilerden topladığı yemişlerdi. Bu dönemde sadece bir tane geyik avlamayı becerebildi ve onun da etlerini iyi muhafaza edemediği için fazla faydalanamadı.Alaska da 4 ay geçtikten ve yeterince kilo kaybettikten sonra McCandless bu macerasını noktalamaya karar verdi ve dönüş yolculuğuna başladı.Fakat dönüşte kendisini tatsız bir sürpriz beklemekteydi.Daha önce geçtiği nehir, buzullar eridikten sonra oldukça derinleşmiş ve buz gibi suyu da oldukça hızlı bir şekilde akıyordu.Kendisinin bu nehri yüzerek geçme şansı yoktu.Yanına harita bile almayan McCandless, çaresizce nehirdeki suların biraz daha çekilmesini beklemek için bir ay daha geçirmek üzere kaldığı otobüse döndü. Bu durumu çok da problem olarak görmedi, ne de olsa kendisi bu ortamda 4 ay geçirmeyi başarmıştı. Fakat bu dönemde McCandless ciddi bir hata yaptı, açlığın da getirdiği çaresizlikle yanında getirdiği patates tohumlarını yemeye başlar ve bu tohumların zehirli açlık etkisi ortaya çıkınca zehirlenerek öldü.Cesedi, ölümünden 18 gün sonra kaldığı otobüsün yanından geçen iki avcı tarafından bulundu.Cesedi vasiyeti üzerine yakılarak külleri kızkardeşi tarafından bir uçaktan alaskanın dört bir yanına savruldu.

Etkileyici değil mi?

KeşkeAlexander Supertramp kadar cesur olabilsem kentlerin markaların teknolojinin zamanın paranın tutsaklığından kurtulabilsem…

Sanırım filmin etkisi birkaç hafta kadar daha üstümden gitmeyecek.

Var mı Alexander Supertramp kadar tutsaklıktan tutuculuklardan sıyrılmaya gerçek özgürlüğü ve mutluluğu bulmaya cesareti olan???
Filmin müzikleri de film kadar hoşuma gitti.Filmin müziği Eddie Vedder’ın solo şarkılarından oluşuyor.

Ayrıca birkaç siteden derlediğim bilgiler:

– Kendisini canli olarak gören son kisi jim gallien olmustur. into the wild’ta da jim gallien kendisini oynuyor. (filmin basinda alexander’i kamyonetle gidecegi yere birakan ve ona botlarini veren adam) bunca yil sonra ayni sahneyi bu kez film icin canlandiriyor olmak kendisi icin oldukca garip olsa gerek. 

-ntv de yayınlanan iconoclasts programında, jon krakauer alaska’lıların mccandless den ahmak olarak bahsettiğini belirtmiştir. programda nehri geçmeye çalışıp geçemediği yerin 400 metre ilerisinde daha uygun bir yer olduğunu, 800 metre ilerisinde ise nehrin iyice yayılıp daha sığ bir hal aldığını, mccandless’in bunu araştırmamasının sonunu hazırladığını söylemiştir. 

Ölmeden önce sihirli otobüsün yakınında bir ağaç üzerine şu yazıyı kazımış:

“Jack london kraldır.” 

Christopher McCandless’in ölmeden önceki son fotoğraflarına ayrıntılı biyografisine ulaşmak için:
Film hakkında detaylı bilgi için:
(İlk yazıyazma deneyimlerimden birisi.Biraz alıntılarla dolu oldu ama.Bu seferlik idare edin.Bir dahakine yorumları fikirleri okumadan etkilenmeden ilk ben yorum ve fikirlerimi yazıcam.Sevgi ve muhabbetle kalın…)

Mutluluk sadece paylaşıldığı zaman gerçektir.”
Birbirimizi yeniden görene değin aradan çok uzun zaman geçebilir. Ama Alaska’dan tek parça dönebilirsem, benden haber alacağına emin olabilirsin. Sana önerdiğim şeyi tekrarlamak istiyorum; yaşam tarzında köklü bir değişiklik yapmalı, daha önce hiç duymadığın ya da yapmakta kararsız kaldığın türden şeylerin tamamını yapmaya başlamalısın. Çoğu insan onları mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar. Çünkü güvenli, rahat, rutin bir hayata koşullanmış durumdalar. Tüm bunlar huzur veriyor gibi görünse de insanın içindeki maceracı ruh için kesin olarak belirlenmiş bir gelecekten daha yıkıcı bir şey düşünemiyorum. İnsanın yaşama arzusunun özünde macera tutkusu yer alır. Yaşamın keyfi yeni deneyimlerde yatar, bu yüzden sürekli değişen bir ufuktan daha büyük keyif olamaz..”

Emre Dağdeviren Fake Supertramp
30.12.2012 Pazar 03.38
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s