Şehre Koşarak Giren Adam


 

Tarık Tufanın ilk okuduğum kitabıdır “Bir Adam Girdi Şehre Koşarak”.Bu kitaptan sonra karar verdim diğer kitaplarınıda okumaya.O kadar derin ki anlattıkları bir o kadar da acı. “Şehrin en uzak ucundan bir adam koşarak geldi ve ‘Ey kavmim! Sizden hiçbir karşılık beklemeyen ve kendileri doğru yolda olan bu  kimselere uyun!” (Kur’an- Yasin Suresi, 20-21)Ne kadar da çok ihtiyacımız var böyle adamlara.Koşarak gelmeli çünkü durum ciddi, durum ağır, durum acil.
 
Kitabı okumaya başladığınızda ortamdan soyutlanıp çevrenize, çevrenizde olup bitenlere ne kadar uzak olduğunuzu anlıyorsunuz.Durumun ne kadar acı ve ne kadar da acil olduğunu.Tarık Tufan kitabı okuduğunuz andan itibaren o adam oluyor ve vicdanınıza ruhunuza dokunuyor.Hacimce küçük ama manaen büyük bir kitap.Kitabın dili ağır değil.Ben kitabın bir yandan bitmemesini istedim çünkü olaylara hiç bu kadar yakından ve ilgili olarak hissederek yaklaşmamıştım.Diğer yandan da bir an önce bitmesini vicdanımı sızlatan olayların son bulmasını istedim.
 

Kitaptan(sayfa 23):
            Babam evde yoksa, okula giderken mahallemizdeki bakkalımızdan harçlık alabileceğimizi biliyorduk.Şimdi “bir çocuğun marketten harçlık isteyebilmesii” fikrine ne kadar uzak duruyorsak, hayat o kadar acımasız ve mekanik bir hale dönmüş demektir.
 
Bakkal, komşu, mahallenin delikanlısı, pencereönü teyzeleri…
Bütün bunlar katı kuşatmanın içinde açılan gedikler olarak hayatımızı kolaylaştırıyordu.Şimdi nefes alacak küçücük bir aralık bile kalmadı.
 
Bu kuşatmanın sonunda, ruhlarımızı işgalden korumanın bir yolu yok gibi!
 
           Kapitalizm, insanların birbirlerine merhamet duymasını engelleyebilmek için yüzyüze iletişim yerine kurumsal kimliklerin iletişimini önceliyor.
 
           Merhamet, modern ekonomik ilişkilerde en büyük günahlardan biri.Bir hesap hatasından veya stratejik yanlışlardan geri dönmek mümkün.Oysa merhamet geri dönülemez bir zaaftır artık.
 
           Bir yoksulun yüzüne bakan insanda, küçücük bir vicdan kırıntısı bile varsa, o yoksula yardım etmek ihtiyacı doğar.Oysa bir markete herhangi bir şirkete girdiğinizde insanlarla değil, soyut bir kurum kimliğiyle muhatap olursunuz.
 
“Sonra öderim” sözünü duymayalı ne kadar uzun zaman oldu…
 
Kapitalizm yüzüne bakmamaktır çünkü.
Çünkü kapitalizm insansızlıktır.
 
Ne kadar acı değil mi???
 
 
 
“Asr’a yemin olsun ki insan hüsrandadır.” =>  “BİR ADAM GİRDİ ŞEHRE KOŞARAK okumanız dileklerimle…
 
Yazıma kitabın sonunda ki duayla son vermek istiyorum:
 
“Rabbimiz!
         Bizi evine Kabul et.Dünyada sıışmış kalbimizi merhametinle genişlet ve nefesimize nefes kat.
         Ne gidecek yerimiz var, ne de yardım isteyecek birileri.Kimsesizliğimizle, yoksulluğumuzla, çaresizliğimizle evinin önünde bekliyoruz.
          Karmakarışık bir ruhumuz var, plastic duyarlılıklar arasında yolunu kaybetmiş.Ruhumuzdaki düğümleri çözebilmek için, yüreğimizdeki derin kırışıklıkları açabilmek için, bir namaz ferahlığı bulabilmek için evinin önündeyiz işte.
          Arkamızdalar ve önümüzde uzayıp giden denizi aşmaktan başka çaremiz yok.Bize denizde yol aç.Yakalayacaklar yoksa.Çocuklarımızı ve kadınlarımızı ve yaşlılarımızı yakalayacaklar.Bizi topraklarımızdan sürecekler.Çocukluğumuzdan, ilk gençliğimizden, ilk aşklarımızdani ilk kavgalarımızdan, ilk oruçlarımızdan, ilk günahlarımızdan sürecekler.
          Denizde yol aç bize.
          Kalbimizi sürelim, gözyaşlarımızı sürelim, şehadet parmaklarımızı sürelim, Musa’nın duasını sürelimdenizin sularına ve uçsuz bucaksız bu denizde bize de yol aç.
           Rabbimiz!
           Her gün yönümüzü döndüğümüz şehrine, bu kez yüzümüzü sürmek için geliyoruz.
           Sevgilinin yürüdüğü yolların tozu üzerimize değsin diye.
           Bizi evine Kabul et.
           Işıklar arasında gizlenmiş kibirlerden, gözleri görmeyen şehvetlerden, içimize vesvese veren fısıldamalardan, düğümlere üfleyenlerden sana sığınıyoruz.
           Her yanımızda bir pişmanlık izi var.
           Her yanımızda bir utanç izi var.
           Pişmanlıklarımızı ve utançlarımızı kimselere göstermeden ve kimselere fark ettirmeden ayıplarımızı, senin evine geliyoruz.
           Bize şehrin kapılarını aç.Bize mübarek evinin kapılarını aç.
           Rabbimiz!
           Ellerimizi öyle çok kaptırdık ki makinelere.Sokaklarda çok kızımız yolunu yitirdi.Küçücük Çocuklarımızı kurban veriyoruz kapitalizmin kirli silahlarına.
           Tam da varlığımızın bir buz kesiği yanğı bu vakitlerde, tam da makineler ruhumuzu çekip almak için tırnaklarını geçirmişken gözbebeklerimize, tam da kapkara bir duman evlerimize sızıp kitaplarımıza bulaşacakken evine döndük yüzlerimizi.
             Varlığımızı, onurumuzu, geleceğimizi, umutlarımızı yeniden dirilt.
             Ellerimizi tut.
             Ellerimizde derman kalmadı.Biz bıraksakta sen tut.
             Bizi kendimize bile bırakma Rabbimiz!”
 
AMİN…


En çok hoşuma giden yazıların sayfa numaraları: 20,22,23,32,36,39,40,47,49,52,100,112,114,117

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s