Kraliçenin Pireleri

Kitabı okuduktan sonra, bir blogda kitap üstüne yazılanları görünce bu kitap üstüne yazmaktan vazgeçtim.Çünkü tam olarak hissettiklerim yazıyordu o blogda.Sizide o adrese yönlendirmek istiyorum.Adres => http://www.kitapblogu.com/kralicenin-pireleri-tarik-tufan/

 
Sadece kendi bakış açımla altını çizdiğim cümleleri(damıttıklarımı) burada paylaşmak istiyorum:
“Sayılabilir her şeyi olağanlaştırıyor insan.Günler, saatler, nabız atışları, doğumlar, ölümler.Hayret ise çocukluk zamanlarında saplanıp kalmış bir ünlem.”
“Yağmurlu bir havanın ardından birdenbire önümüze çıkan bir gökkuşağına yetişebilmek gibi beyhude bir telaşa döndü hayat.”
“Herkes unutmaktan korkarcasına sayıklıyor hayallerini.
Benim aklımda hep sen varsın.
Üç adım atsak çıktığı yere ulaşacakmışız gibi duran gökkuşağı her adımda biraz daha uzaklaşıyor.
İçimde anlık kıpırtılar.
Aklımda hep sen varsın.”
“Beyaz bir kızın gözlerine düşmüş çocuk.Aşkı henüz bir ergenlik ağrısından farksız ancak dönüp de aşkı silen ideolojilere, inançlara başkaldırı naraları atıyor.Hayatının birtek gününde feda edilmenin, adanmanın fotoğrafı olmadığı halde esiyor işte.İntikam çığlıkları atıyor kulaktan dolma sloganlarla.İnternet sitelerinde, kafelerde, okul kantinlerinde bütün orospu uzlaşmalarına ideolojik kılıf geçirmeye uğraşıyor.Yenilmişliğini, tükenişini süslü cümlelerle, artistic duruşlarla bize devrimcilik diye yutturmaya çalışıyor.”
“Sayfa 55 Aşksız kadınlar coğrafyası”
“Münbit => Verimli, verimi bol. İnbat eden, ekini güzel yetiştiren.”
“Asalet senin adınla başlar.
Zihninin, kalbinin, ruhunun hakkını almalısın.Arınmışlığının ve masumiyetinin haklarını almalısın onlardan.
 Asalet, kokuşmuş bir hayatın ortasında, orospu uzlaşıların arasında, mutlak gerçekliğin arkasında dik durabilmektir.Asalet, düşmanların saldıracağı bir gece dostunun yerine yatağına girip, yorganı üzerine çekebilmektir.Asalet, çöl sıcağında, üzerinde kemikleri kıracak kadar ağır bir kayanın altında, O’nun adını sayıklamaktır.”
 Şimdi annenden ve sevgilinden kalma dualarını yanına al ve yürü.Hayatı yeniden kuracak bir inadın, hayata yeni anlamlar katacak bir asaletin çocuğusun sen…”

“Sayfa 71 Bazı sabahlar İstanbul…”
“Bazı sabahlar İstanbul, kanlı biten bir Aksaray akşamından kalma bir cesettir.Her yanı puslu bir sabah endişesine düşer, benzi solmuş yığınla insan.
Gözlerine bakın o insanların.
Aceleci, tedirgin, parıltısız ve yarınsız.”
“Sayfa 75 Şimdi de ki; olsun bu da geçer!”
“Sabahları erkenden yola çıkıyorum.Kargaları fark ettim bir süredir.Kargaları sevmediğimi düşündüm.At kestanelerini gagalarıyla alıp, yükseklere çıkıyorlar.Sonra yüksekten bırakıp kırılan at kestanelerinin içindekileri yemeye koyuluyorlar.İçinde ne varsa tüketmek istediğin birini, yükseklere çıkarıp tam da zirve sarhoşuyken yere bırakmayı ve istediğini alıp bir kenara fırlatmayı kargalardan öğrenmiş olabilir miyiz?”
“Sayfa 81 Kutsalını yitirmiş sokaklar”
“Sayfa 89 tutunun artık, Allah aşkına!…”
“Sayfa 95 Ben hayatı seçmemeyi seçiyorum!”
“Erkekler sendeledikçe, erkekler gurur için boktan işleri terk edip eve döndükçe, merhametli kadınlar ekmeğin peşine düşüyorlar.”
“Yalnız hüznü vardır kalbi olanın.”
“Sayfa 133 Bir yalana sığınmak.”
“Sayfa 149 Onlar çarmıh için çivi toplayanlar…”
“Aniden gideceksiniz.
Daha dün birşeyciğiniz yokken gideceksiniz ve kuyruklarda bir kişilik yer açılacak.Şehir otobüslerinde bir kişilik boşluk olacak.Baylar ve bayanlar b,r adım fazladan atacak gidişinizle.Bir adımlık anlam taşıdığınızı fark edeceksiniz.”
Mitralyöz => Mitralyöz (FransızcaMitrailleuse), Fransızcada makineli tüfek anlamındadır.
“Parasız kaldığımızda mahallenin bakkalından istiyorduk.Borcunun bini aştığı veresiye defterlerine rağmen kırılmayan onurlar.Ve evet,kimi zaman harçlığımızı bakkal veriyordu.
“Hayattaydık o zamanlar,yaşıyorduk. Bir yanımız diri duruyordu. Mahallenin kızlarına yan bakamıyorlardı o zamanlar.Kimsenin parasının üzerine yatamıyordu alçak tipler.Gücünün yetebildiği çocukları tokatlayamıyorlardı. O zamanlar hayattaydık. Sonra sitelere taşındık.Dağıldık ve gücümüz dağıldı.Ayrı düşünce zayıfladık.Yapayalnız yaşamaktan ürkeklik düştü üzerimize. Marketlerde,kalabalıkların arasında silik soluk hayatların içine karıştık.Duvarlarımıza bir kılıf içinde asılı tuttuğumuz için bize bağırıp çağıranlar,estetik kaygılarla oraya da koymadılar. Ve en kötüsü hiçbir marketten ne veresiye alışveriş yapabiliyoruz ne de harçlık isteyebiliyoruz artık.Mahallenin kızlarının nerede olduğundan haberimiz bile yok.Ne çok yalnızız şimdi! Şimdi ne çok utanç var ellerimizde. Steril evlerde yetişen iyi çocukların çoktan unuttuğu eski bir öykü gibi mahallemiz.Artık eski kokular yok evlerimizde.Fransız parfümlerin yuttuğu odalarda kaybolduk. Derenin başında su içen ceylanlar gittiler.”
“Oysa sen hayatı üst üste konmuş ortalama duygulara dönüştürüyorsun.Ortalama aşklara,ortalama öfkelere ve ortalama duyarlılıklara sahip olmak sana yetiyor.Ailen ve öğretmenlerin sana hep ortalamaların insanı olmayı öğütledi.Göze çarpmamanı, dik başlılık etmemeni öğütlediler.Ortalık karışınca oradan uzaklaşmanı, otoriteyi kullananlara sorgusuz bir itaatle susmanı beklediler.Hikmeti aramaktansa, teviller edip, büyüklerinin, ağa beylerinin puşt duruşlarını meşrulaştırmanı telkin ettiler.Ortada kalmanı, çoğunluğa uymanı, erken yatmanı istediler.Çünkü davranışların ne kadar ortalamalara yakınsa, o kadar kolay kontrol altına alınabileceksin.Ortalamaları ne kadar tutturabilirsen, okadar rahat güdülebilir hale geleceksin.”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s