Komite Kafası

Uzun zaman oldu yazmayalı.Yaşananlar, okunanlar, izlenilenler üstüne düşünmeyeli çok oldu.Zor bir sınav dönemini daha atlatıp beynim özgürlüğüne kavuşunca, düşünerek yaşamaya başlayınca yazmak geliyor içimden…
Öncelikle fotoğrafçılık merakımdan bahsetmeliyim.Lise yıllarımın başından beri abimin teşvikleriyle ilgilenmeye başladım fotoğrafçılıkla.Dijital bir kompakt makinayla başladım.(sony w-230)Gezdiklerimi gördüklerimi çektikçe fotoğrafa bakışım biraz daha değişti gelişti.İnsanların bunca işleri yoğunlukları arasında hobileri olmalı.Kendilerine birazda olsa zaman ayırabilmeliler.Kendi istediği şeyleri yapmaya düşünmeye zaman bulabilmeli insan.Fotoğrafçılıkta ya da herhangi bir uğraş alanında elde ettiklerinizin size hissettirdikleri duygular paha biçilemez.Bir eseri bir fotoğrafı sahiplenmek güzel bir duydu.Zaman ilerledikçe profesyonel bir makina almaya karar verdim.Ve nihayet 2 ay önce fotoğraf makineme kavuştum.(Canon 60D)Profesyonel makineyi kullanabilmenin ayrı bir eğitim gerektirdiğini düşünüyorum.Bu amaçla makinemi alınca Kayseri’de kurs arayışlarına girdim.Şanslıymışım ki Kayseride yeni açılan Fotoğraf Sanat Evinden haberdar oldum.
Kayseri Fotoğraf Sanat Evi Nuri Çorbacıoğlu’nun girişimleriyle bu yıl kuruldu.Kayseride fotoğraf adına birşeyler yapmak isterseniz şiddetle tavsiye ediyorum.Bazı arkadaşlarım fotoğrafçılığın eğitimimi olurmuş gibi soruları oluyor.Başlangıçta bende böyle düşünüyordum taki Fotoğraf Sanat Evine gidene kadar.Evet arkadaşlar fotoğrafçılığında temel eğitimi olur.Çokta faydasını görürsünüz.
 
 

Sınavdan dolayı çok fazla kitap okuyamadım.Zamanım olmadığı için değilde sınav stresinden ötürü okuyamadığımı düşünüyorum.2 kitap var aklımda:
Bunlardan ilki Mustafa Ulusoy’un Nietzsche ve Babaannemkitabı.
 
Mustafa Ulusoyun ilk 2 kitabını çok beğendiğimi önceki yazılarımda belirtmiştim.Bu kitabıda beni şarşırtmadı.Ancak Ulusoyun tekrara düştüğünü hissettim.Bence Ulusoyun kitaplarını arka arkaya okumak yerine aradan zaman geçmesini bekleyerek okumak en doğrusu olacaktır.
Kitap deneme türünde ve 3 bölümden oluşuyor.İlk bölüm “İnsan Suretleri”.ikinci bölüm “Harita-yı İnsaniyede Gezintiler”.Son bölüm ise “Şu anlar”.Bölümlerin birbirleriyle bağlantısını kurunca kitap dahada bir anlam kazanıyor.
Kitabın dili yorucu cümlelerden uzak ve kolay okunuyor.
Okumamın üstünden uzunca bir zaman geçtiği için altını çizdiklerimle(damıttıklarım) bitirmek istiyorum:
“İnsanı Alllah yaratmadıysa, o niye yalnız Allah’a teslim olunca mutlu oluyor?İnsanı Allah yarattıysa, niye insan O’na isyan ediyor?” –Blasie Pascal
“Özgür değildim.Nefsimin bağımlılıkları bütün ruhumu ele geçirmişti.Nefsimin, olmazsa olmaz diye önüme sürdüğü onca şeyi elde etmek uğruna giriştiğim uğraşların, çabaların, boğuşmaların esareti altındaydım.”
“Hep bu kutunun dışına çıkmak isteriz.Ama hayatımızın dışına çıkamayız.Bu bizim elimizde değildir çünkü.Nasıl hayatı irademizle seçmediysek, kendi kendimize elde etmediysek, bu hayat bize yalnızca verildiyse, onu terkedip gitmekte elimizde değildir.”
“İnsanın kendisini unutması en büyük hastalıktır.Kendi gerçekliğini gözardı etmek en büyük beladır.Böyle biri, çevresinde ölümü görse, ölümü düşünse bile bunu kendisine değil, başkasına yakıştırır.Ayrılışları, başka bir diyara göçüşleri asla kendi üzerine almaz; kendini hep güçlü görmek ister.Çünkü yalnızca kendisi vardır güvenebileceği.Ölüm onu ilgilendirmiyordur sanki.Sanki her şey, herkes ölecek, ama o hep kalacaktır.gaflet işte.İnsanın kendisini unuttuğu, kendi gerçekliğinin üzerini örttüğü kaim perde.”
“İnsan kainat bütünlüğü içinde bir varlıktır.Bir kez gaflet basınca, insan bir kez kendini kainattan soyutlayınca; düşüncelerini, duygularını dış dünyadan, kainattan ayrı telakki eder.Sanki boş dünyada yaşıyor gibi davranır.Bu hale gelen insan, bir çeşit hapishanede gibidir.Kendisini şahsi arzu ve tutkularla sınırlandırır.Oysa insanın merak ve haz dairesi, canlı ve cansız varlıklarıyla bütün kainatı saracak şekilde derin ve geniştir.”
“Kişiler arası ilişkiler menfaat üzerine oturmuştur.Menfaatimize olan şeyler dostumuzdur, bize yarar getirmeyenlerse birer baş belası.İlişkileri menfaat belirler.Çıkarlar, ilişkileri başlatır da, bitirir de.Menfaat sağlayan her şey “rab” kabul edilir.Bunların hepsi iyidir, güzeldir, mükemmeldir.Artık menfaat getiren herşeye tenezzül edilir.İzzet, ayaklar altında ezilir.”
“An olur, insan birden kendine gelir.Uykudan uyanır gibi.İçine sıkıştığı dünyanın küçüklüğünden sıyrılır.Kainatın sınırsızlığına ulaşır.Kainatta da kalmaz.Ebedi hayata gözünü diker.”
“Ya zamanımızın tipik otistik insanı?İşte o, kendi hastalığını kendisi tercih ediyor.Kendi dünyasını kendisi daraltıyor.Günübirlik kaygı, endişe ve ihtiraslara sıkışıp kalıyor.Ezel ve Ebed sultanının kainat sergisinde bir mütalaacı olduğunu unutmuş halde yaşayarak, otistik bir hayatı bizzat seçiyor.”–>Komite Günlerini Anımsattı
“İnsanların kabul edilme ve tanınma ihtiyaçları var.Varlığının farkına varılması, hissedilmesi, bunun ifade edilmesi, insanın fıtri bir ihtiyacı olarak görünüyor.Bunları hissedemeyen insan, bu gezegende varken yokluk duygusu yaşıyor.Yokluk duygusuda insanda derin acılar uyandırıyor.İnsanın fiziksel olarak var olması yetmiyor.Varlığının tanınmasıda gerekiyor.”
“Yeterince kazanan olduğu sürece, kaybedenler önemsenmiyor.Kapitalist ekonominin ilkesi bu:Kazananlar ve Kaybedenler olacaktır!”
“Müminin kabul edilme ve tanınma fıtri ihtiyacı, Yaratıcısı tarafından her an bilindiği, tanındığı, korunduğu gerçeğiyle tatmin edilir.Bunun dışındaki her türlü tatmin yolu sahtedir, yalancıdır ve geçicidir.”
2.Kitap ise fotoğrafçılıkla ilgili.Nuri Hocamın tavsiyesi üzerine okuduğum “Fotoğraf Teknik Okumaları”’nı çok beğendim.Temelden başlayarak çekim tekniklerine kadar örneklerle dersteklenerek işlenen konular okuyana çok şey katıyor.Dili sade ve teknik terimlerin kullanım azlığından dolayı gayet rahat anlaşılabilen bir dili var.
 
Geçen haftalarda izlediğim ve beni çok etkileyen filmden(belgesel) bahsetmeden olmaz.Ron Fricke’nin yönetmeliğini yaptığı 1992 yapımı “Baraka” filmi herhangi bir kişinin yorum veya seslendirmesini içermeyen bir belgesel.Doğal olaylar, hayat, insan etkinlikleri ve teknolojik fenomenleri içeren görüntülerden oluşuyor.
 
Görüntü deyip geçmemek gerek.24 ülkede(bu ülkeler arasında Türkiye’de var)14 aylık sürede çekilmiş görüntüler 70mm formatında çekilen bir ilk.Barakaya devam niteliğinde 2011 yılında “Samsara” filmi çekilmiş.Henüz izleme fırsatım olmadı ama ilk fırsatta o filmide izlicem.Etkisinden uzun sure kurtulamayacağınız tekrar izlemek isteyeceğiniz baş yapıt bence.Eğer imkanınız varsa iyi bir ses sistemi eşliğinde geniş bir ekranda izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.
Samsara’yı Türkiye’de bir sinemasever olarak iTunes, Youtube gibi resmi satış platformlarından satın alamıyorsunuz. Hiçbir müzik / film marketinde DVD / Bluray satışı da yok. Onun için yönümüzü bittorrente çeviriyoruz.
 
Filmlerin resmi sayfaları: http://barakasamsara.com/
 
Filmlerin torrent dosyaları:
 
Not:Yasalara göre indirmek suç değil, yaymak dağıtıma sunmak suç.(Diye biliyorum)
Şimdilik bu kadar değerli okurlar…
Yaklaşık 900 sayfalık notlar kafada pek birşey bırakmıyor 🙂

Yeni yazılarda görüşmek üzre kalın sağlıcakla…
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s