Yer Çekimi

Uzun ve yorucu geçen bir zamanın ardından merhabalar.Bir komite daha bitti dostlar.Yüzlerce sayfa not ve uykusuz geçen günler geride kaldı.Geri kaldı diyorsam artık olmayacak anlamında değil tabi.Fazlasıyla karşıma çıkacak böyle zamanlar.Hatta hayatımın büyük bir bölümünü bunlar oluşturacak.Hal böyleyken dert yanıp söylenmekten ziyade durumu daha rahat bir şekilde daha az yorularak ve severek idame ettirmeyi öğrenmek gerek.Bunu yapabilmek içinde hayata benim gibi fazla karamsar bir açıdan değilde umutla, biraz olsun vurdumduymazlıkla bakabilmeyi öğrenmek gerek.
 
Ülkemizde liseden üniversiteye geçiş sisteminin yanlış olduğuna inananlardanım.Bu yanlışın meslek seçimindede aynı şekilde devam ettiğini görmek beni üzüyor.Lise yıllarında yorucu ders maratonlarından yarış-rekabet sisteminden kimsenin oturup meslek araştırmaya kendisine hangi mesleğin daha uygun olduğunu öğrenmeye ayıracak zamanı yok.Hal böyle olunca kafalarında hayallerinde yer alan(kendi kurguladıkları) meslekleri seçme yoluna gidiyorlar.Kimse Tıp Fakültesinde nelerin öğretildiğinden bahsetmiyor ya da üniversitenin liseden farklarından.Bundan olsagerek birçok kişi aradığını bulamayıp çoğukez hayalkırıklığına uğruyor. Bundan olsagerek üniversiteler lise ortamından lise bakış açısından kurtulamıyor.Üniversite akademi demektir.Akademi de bilim insanlarının çalıştıkları konu üzerinde tartışmaların yapıldığı ortamlardır.Yani üniversite fikirlerin düşüncelerin projelerin üretildiği bir üretim bir ham madde fabrikasıdır.Ama malesef en azından kendi okuduğum bölüm ve kendi okuduğum okul için yaklaşık 1.5 yıllık süreçte üniversitenin lise çizgisinden çıkamadığını farkediyorum.Hergün onlarca sayfa not, yaklaşan sınav stresi okulu dersleri bilim, akademi, araştırmadan ziyade masa başına oturup anlatılanları araştırmadan üstüne fikir yürütmeden sınav kaygısıyla öğrenmek/ezberlemekten öteye geçemiyor.Bunu sadece üniversitenin ya da eğitim sisteminin yanlışı olarak görmüyorum yanlış anlaşılmasın.Bunda tabiki biz öğrencilerinde payı büyük.Gerekirse uykumuzdan fedakarlık edip daha olumlu düşünüp stres ortamına girmeden elimizden gelenleri yapmalıyız.Bu konulara daha fazla girip kafa karıştırmak istemiyorum.Sonraki yazılarda eğer fırsatım olursa bu konulara ayrıntılı bir şekilde girmek daha doğru olabilir.
 
Bu yazıyı yazmama sebep olan 2013 yapımı “Gravity” filmiydi.Uzun zamandır izlemek istediğim filmi malesef yeni izleme fırsatım oldu.

 
Filmin kadrosu 2 kişilik.Filmde Sandra Bullock ve George Clooney oynuyor.Bu güne kadar uzay ortamında geçen izlediğim tek filmdi.Küçüklüğümden beri merak ettiğim uzay ortamını konu almasından dolayı çok etkilendim.Film görsellik açısındanda süperdi.Sinemada 3D olarak izlemediğime üzüldüm.Olayların akışı sıradan olsada filmin süresi sıkılmanıza fırsat vermiyor.Filmin İMDb puanı 8,5.Çoğu zaman hayal etmişizdir uçsuz bucaksız gök yüzünde nelerin olduğunu.Dua ederken ellerimizi göğe açmamız göğün ulaşılamaz olduğundandır belkide.Dr.Stone’un tek başına kalıp dünyaya baktığı sahne bundan olsagerek çok etkileyiciydi.Sonsuz sessizlik düşününsene ders yok sınav yok…Şaka bir yana filmi izlemediyseniz ve 90 dakika yapacak daha iyi bir işiniz yoksa izlemelisiniz…
 

Okumaya devam et

Reklamlar