Tatil Kafası

Rush
 
 
İlk olarak güzel ve etkileyici bir filmle başlayayım yazıma.Rush 2013 yapımı Amerikan filmi.Yaşanmış bir olaydan esinlenmiş bir yapım.Yönetmeni Ron Howard olan film yaklaşık 2 saat ve bu süre içerisinde filmi hiç sıkılmadan izledim.F1 yarışlarını küçükken denk geldikçe izlerdim.Bu filmi izleyene kadar pekde sevmezdim açıkçası.Ama bu filmde F1’i o kadar güzel işlenmişki gerek çekimler olsun gerek arabaların motor sesleri gerekse efektleriyle F1’i sevmemi sağladı.Dönemin atmosferi filme çok iyi bir şekilde aktarılmıştı.Oyuncu seçimleriyse gerçek hayattaki yarışçılara çok benzer.Filmin karakterleri işlemeside oldukça etkileyiciydi.2 Karakter arasında seçim yapmak zorunda bırakmayan, 2 karakteride eşit şekilde yansıtmayı başaran bir filmdi.
 
Niki Lauda’nın gerçek kaza sahnesi
 
2 Sporcunun rekabetini konu alan filmde rekabetin, hırsın ve azmin hayatta  ne gibi değişikliklere neden olduğunu gösteren ve bunu yaparkende mesaj vermeyi başaran bir filmdi.Son olarak şu tatil günlerinde 2 saat kadar zamanınız varsa ve gerçekten iyi bir film izlemek isterseniz bence ilk tercihlerinizden biri olmalı.
 

                                    Şapka
 
“Dilimde nur-ı imanım başımda kapkara şapka
Misal-ı subh-ı kazib nur-u zulmete a’yan oldum
Dedim ayinede seyreyleyince kendimi fil-hal
Balıkçı kör Yivan yahut kuyumcu Estapan oldum
Aba ‘bonjur’, silindir şapka oldu sikke-i molla
Bu uydurma kıyafetle rüsvay-ı cihan oldum”
Münib Engin Noyan’ın ilk okuduğum kitabı “Aşk DüşünceYollara” üçlemesi oldu.(Henüz 3.kitap çıkmadı malesef).İlk 2 kitap çok hoşuma gitti.Akıcılığı ve anlatımın inançla bütünleşmesinin bunda etkili olduğunu düşünüyorum.Gelelim M.Engin Noyan’ın eşi Aişe Sevda Noyan ile birlikte kaleme aldıkları (iyikide almışlar) “Şapka” kitabına.
Kitap 25 Kasım 1925 tarihinde çıkarılan şapka kanunu bir hikaye çerçevesinde ele alıyor.Önceki okuduğum kitaplardaki akıcılığın çook daha fazlası vardı kitapta.Hani bazı kitaplar vardır elinize alıpta bırakamadığınız bu kitap o kategoriye en çok yakışan kitap.
Şapka kanunu hakkında bilgim yok denecek kadar azdı.Bu kitapta okuduklarım beni o kadar şaşırttı ki.Bunların kurgu olabileceğini düşünmedim değil.Ufak çapta araştırdığımda malesef okuduklarım hatta daha fazlası gerçekmiş.Bu ülke neler görmüş dememek elde değil.İnsanı belkide en derinden etkileyen olaysa “Şallı Bacı”’nın idam edilmesi.Bu konu hakkında okuduğum köşe yazısını paylaşayım:
YIL 1926… Yer Erzurum… Şehirde gizli bir heyecan var… Bir kadın asılacak… Osmanlılar zamanında kadınlar idam edilmezmiş… Bir meydana bir sehpa kurulmuş…
Jandarmalar kadını götürüyorlar… Kadın çarşaflı… O tarihte Anadolu’da bütün Müslüman kadınlar çarşaflıydı… Kadının suçu ne? Yeni çıkartılan Şapka Kanunu’nu tenkit etmiş…

Kadın bohçacılık yapan ve “Şalcı Bacı” adıyla tanınan bir vatandaş.İdam edilmeye götürülürken Erzurum ağzıyla “Kadın şapka giye ki asıla…” diye söyleniyor. Kadın söyleniyor, kadın sürükleniyor, kadın asılacak…

Jandarmalar ite kaka kadını sehpanın yanına götürüyor. Kara yüzlü cellat orada… Kadının boynuna yağlı ilmeği geçiriyor, ayaklarının altındaki sandalyayı çekiyor. Kadının vücudu titriyor, sallanıyor… Şalcı Bacının gırtlağından ölüm hırıltıları çıkıyor. Acaba o son dakika ve saniyelerinde Kelime-i Şehadet getirebildi mi? İnşaallah getirmiştir. Cellat kadının bacaklarından hızla çekiyor, boyun kemiğini kırıyor. Kadın ölüyor. Cesedi sehpada sabah rüzgarı ile sallanıyor. Titrek bir ezan sesi duyuluyor…
Bu kadının idam hükmünü Çetin Altan’ın dedesi Tatar Hasan Paşa vermiştir. Altan bu konuda şu satırları yazmıştır:

“Dedem Hasan Paşa çok sert bir askerdi. İsmet Paşa topçu okulunda öğrenci iken, Hasan Paşa okul müdürüydü. Sonrası ünlü komutanlar olan o dönemin öğrencileri, anlatıp dururlar Hasan Paşa’nın sertliğini. Bir şapka isyanını bastırmakla görevlendirildiği bir kentte, hızını alamayıp bir de kadın asmıştı. Sanırsam siyasal suçtan ilk asılan kadın odur tarihimizde. Kadın sehpaya çıkmadan önce “Ben bir hatun kişiyim. Şapka ile ne derdim ola ki” demiş galiba. Ben o tarihte henüz doğmamışım. Çok ama çok sonradan öğrendim bunları. Ve inanın ince sızı gibi tatsız bir burukluk kaldı içimde.”

Gazeteci Nimet Arzık, bu olayı duyduğunda bir hikâye yazmış (gerçek hikâye) ve başlığını “Şalcı Bacı Asılmaya Gidiyordu” koymuştur.

Şalcı Bacı’nın asıldığı gün bütün Erzurum ağlamıştı. O dehşet günlerinde açıktan, herkesin önünde hıçkıra hıçkıra ağlamak suçtu. Rejime ve inkılaplara karşı gelmek demekti. Erzurumlular kıyıya kenara çekilmişler ve sessiz sedasız ağlamışlardı. Şalcı Bacı şehid olmuştu. Şalcı Bacı’yı şehid etmişlerdi.

Şapka yüzünden asılan, şehid edilen Müslüman sadece o mazlum kadın değildi. Ülkenin nice yerinde idamlar sergilenmişti. Ulemâdan İskilipli Âtıf Efendi, Babaeski müftüsü ve daha binlerce kişi…

Şalcı Bacı Şapka Kanunu’na muhalefetten asılmıştı. O zavallı bir bohçacı kadındı. Sırtında bohçası, bohçasının içinde kumaşlar, havlular, başörtüleri; evden eve dolaşır, bir iki parça mal satarak ekmek parası çıkartırdı. Kocası var mıydı, çocukları var mıydı? Bilmiyorum. Mutlaka kendisini sevenler, ona acıyanlar vardı. Çok ağladılar ama gözyaşları ölüleri diriltmiyordu.

Şalcı Bacı’yı astılar, sehpada sallanan cesedini bir iki gün, halkı korkutmak, dehşete düşürmek için teşhir ettiler, sonra kaldırıp bir çukura gömdüler.Acaba cenazesi yıkandı, kefenlendi mi, namazı kılındı mı, kendisine rahmet okundu mu?

Şapka Kanunu’na muhalefet eden bir âsiye rahmet dilemek de o devirde büyük suçtu.

Âtıf Efendinin mezarı belli mi?

Şalcı Bacı’nın ahı ne oldu? Yerde kaldı, yerde kaldı. Bu ülkenin Müslümanları Şalcı Bacı’nın hakkını aramadılar.

Demokrasi geldi, az çok fikir hürriyeti var ama Şalcı Bacı’nın hiç olmazsa hatırasını temize çıkartacak bir girişim olmadı.

Rant olsaydı bu işte, Şalcı Bacı aklanırdı ama rant yoktu. Rant olmayınca bir kısım İslâmcılar harekete geçmezler, küçük parmaklarını bile kıpırdatmazlardı.

Şalcı Bacı Şalcı Bacı… Asıl ismi neydi acaba? Ardından bir Fatiha üç İhlas okuyan kaç kişi çıktı. Yâsin okuyan oldu mu acaba?

Aradan seksen seneden fazla zaman geçti, acaba şehid Şalcı Bacı için gıyabında cenaze namazı kılmak caiz olur mu?

Ah Şalcı Bacı… Bir Müslüman olarak senden utanıyorum…

Bir tek Şalcı Bacı’nın ahı bile bu memleketi uğursuzluk karanlıklarında bocalatmaya yeter de artar. Başka nice ahlar vahlar var.

Şalcı Bacı’ya, öteki mazlum şehidlere, zindanlarda çürüyenlere, sürgünlerde sefalet çekenlere, ezilenlere rahmet okuyorum.

Zalimlere lânet lânet lânet.

Gafil ve vefasız Müslümanlara ne desem bilmem ki…

En iyisi bir kenara çekilip ağlamak.

Mehmet Şevke Eygi
Gazeteci-Yazar
19 Aralık 2008

Bu ülke neler görmüş?Ne kadar acı değil mi?
Araştırdıkça neler çıkıyor:
Şapka giyimi etrafında Bakanlar Kurulu kararının alındığı 2 Eylül’den başlayarak kanunun çıkacağı 25 Kasım’a kadar olan 3 aylık bir süre içinde ilginç bir takım gelişmeler oldu. Şapka giyimi konusu bu sırada bazı yabancı şapka imalatçısı firmalar tarafından dikkatle izleniyordu. Nitekim kanun çıkmadan 1-2 ay kadar önce dünyaca ünlü fötr şapka imalatçıları İtalyan Borsalino Kardeşler’e ait, ağzına kadar şapka dolu bir gemi İstanbul Karaköy Limanı’na demir atmıştı. Eylül’ün ilk haftasında gerçekleştirilen bu olaydan sonra Borsalino Kardeşler hemen gümrük işlemlerini yaptırarak bir-iki gün içinde içi şapka dolu gemiyi boşaltmış ve bu işten büyük bir kazanç sağlamışlardı. O haftalarda çeşitli Avrupalı şapka imalatçıları da Türkiye’ye “şapka seferleri” düzenlemiş; fötr, panama, kasket gibi şapka türleri İstanbul’a getirilerek halkın alımına sunulmuştu. Bu sevkıyata karşılık meydana getirilmiş şapka ihtiyacı karşılanamamış, yerli üretime geçilmesi ve şapka imalatı kurulması kararlaştırılmıştı. Bu arada İstanbul halkının başlarına geçirdikleri her çeşit şapkayla sokaklarda bir karnaval havası oluşmuş, çoğu erkeklerin başlarında kadın şapkası bile görülmeye başlanmıştı.
Şapka fiyatlarındaki yükseklik yüzünden hükümet, şapka almakta zorluk çeken memurlarına “şapka avansı” adıyla bir yıl vadeli olmak üzere borçlar vermeye başlamıştı. Diyanet İşleri Reisliği de “şapka avansı”ndan yararlanan kurumlardan biri olmuştu. Rıfat Börekçi, kuruma gönderdiği tamimlerde kendi görevlilerinin de şapka almaları gerektiğini, şapka fiyatlarının memur maaşlarına oranla pahalı olduğu gereçesiyle de memurlarına 50′şer lira “şapka avansı” verileceğini bildiriyordu. Şapka fiyatlarının giderek yükselişi üzerine bu avans 80 liraya çıkarılacaktı. Bu arada İngiltere’den bile gemilerde fötr ve panama kasketler getirilmeye başlanmıştı.
Bu konuda daha fazla bilgi edinmek isterseniz denk geldiğim bir sayfayı paylaşmak istiyorum.Pek fazla araştırma fırsatım olmadı ama incelemenizi öneririm: http://derinsular.com/?s=%C5%9Fapka
“Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın.” A.Camus

“Kadın şapka giye ki asıla!?”
Son olarak altını çizdiklerim(damıttıklarım):
-Cömertliğin afeti israftır; cesaretin afeti azgınlıktır; ilmin afeti unutmaktır; dinin afeti de hevadır!
-Yol varsa, vardığı bir menzil mutlaka vardır; varılmak istenen bir menzil, bir hedef varsa, ona ulaştıran bir yolda mutlaka vardır!
-Sabretmemiz gerekir ama tahammül etmemiz asla.
Sabır cihattır demişti üstad bir sohbetinde ama tahammül öyle değil!
Sabır her zaman diridir.Müteyakkız olmayı gerektirir.Sabır takvanın meyvesidir; zor yetişir, muntazam bakım ister, büyük itina ister, ilim ve iman ile beslenir.Ama tahammül zaman için alışkanlık yapar.Alışkanlık yapan herşey gibi, insanı atalete sürekler.Bir tür sarhoşluğa yani.Tahammül itina gerektirmez hele ilim ve iman hiç gerektirmez.Herkes herşeye tahammül edebilir. –yeterki tahammüle yani sırtına vurulan yükü taşımaya alışsın!-Gün gelir o kadar alışırki o yükü taşımaya onun sırtına vurulmuş bir yük olduğunu unutur, fark edemez hale gelir neyin kimin tarafından ve neden yüklendiğini sırtına, onu taşımaktan beli kırılıp çökse, yerlerde sürünmeye başlasa bile!Sabreden mukavemet kazanır, tahammül edenin ise rehavet çöker üzerine…
-Gayret hırsa inkılab ettiği zaman, rahmet ve bereket sessizce uzaklaşır oradan.
 
-nur-u aynım:gözümün ışığı
-tafsilat:ayrıntı
-kabara:raptiye
-dünürcü: toplu halde kız istemeye giden ekibin içinde hem kız tarafını hem erkek tarafını tanıyan illa ki hatırı sayılır bir büyük olur,allahın emri peygamberin kavli repligini kullanan kişidir kendisi.
-Ferâset:Arapça bir kelimedir. Arapça’daki aslı “Firâset” olan bu kelimenin ikinci harfi olan “e” harfini biz “i” harfine dönüştürerek telaffuz etmişiz ve bu kelime, bizim dilimize bu şekilde yerleşmiş. Arapçada mastar olan firâset, “isâbetli bir tahminle bir işin iç yüzünü idrâk etmek” mânâsına gelir. “ileri görüşlülük, olayların neticesi hakkında isâbetli tahminde bulunmak, neticeyi görmek, olayların arka planını okumak, kuvvetli kestiriş” diye de tercüme edilebilir.
Gelelim 2.Kitaba
    
 
 
Sinan Yağmur’un ilk okuduğum kitabı Aşkın Meali-I Yusuf İleZüleyha idi.Bu kitabı beğenmiştim.Sıkılmadan kısa zamanda okumuştum.Bu kitabı almamdaki en büyük etkendi.Ama aynı şeyleri bu kitap için söyleyemeyeceğim.Fazlaca sıkıcı geldi bana ve kitabın üslubunu tarzını samimi bulmadım.Biraz yapmacık gibi geldi bana.
Bazı yerlerde tam olaya odaklanıp okumaya başlarken bazı yerlerde sanki olaydan uzaklaşıp sadece sayfada yazılanları okuyormuş hissine kapıldım.Kitabın okuyucuya birşeyler katacağını düşünüyorum.Ama kitabı okuduktan sonra milyoner yarışmasında bu kitapta işlenen konuyla ilgili çıkan soruyu yapamadım.Kitapta bahsi geçmemişti.Soru şöyle:
“Kendisine ulaşmak için Babil Kulesi’ni inşa eden insanları Tanrı hangisiyle cezalandırarak kuleyi bitirmelerini engellemiştir?”

“Cevap:Farklı dillerde konuşturarak”

Kitabı okurken kafama takılan ve sorguladığım şey Allah neden Hz.İbrahim’den oğlunu kurban etmesini istedi?Yani neden oğlu?Bunu araştırdığımda gayet güzel açıklamalar anlatımlar buldum bir kısmını burada paylamak istiyorum.Sizlerinde bu bağlantılardan okumanızı tavsiye ederim: http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/159933/hz-ibrahim-neden-oglu-olursa-onu-allah-a-kurban-etmeyi-adamis-boyle-bir-ayet-yada-hadis-i-serif-var-m-bir-babanin-aklindan-nasil-boyle-bir-sey-gecebilir.html
Son olarak altını çizdiklerim(damıttıklarım):
-Ey insan!Birbirine aşık insan…
Sevdiğinde Cennet’I gören insan…
‘Bir’ Cennet bahçesinde aşk içinde yaratılmış insan…
Seni o ilk günaha iten sebep neydi unuttun mu yoksa?
Şeytanı unuttun mu?
Cennet’te usulca sana sokulan şeytan, bu dünya hayatında şimdi her yerde!Hem de ne yapıyorsa senin elinde yapıyor yine!Ve tüm dünyayı günaha katma gayretinde.
Dünyayı cehenneme çeviriyor.Ey insan!
Yeryüzü halifesi insan…
-İbrahim öfkeden köpüren babasına cevap vermiyor, hürmette kusur etmiyordu yine de.
-Hayattan ölüme geçişin kıl payı kaldığı yerde gerçeğin anlamını daha bir derinden duyacağız.Ve daha önce aşırı düşkün olduğumuz, vazgeçemediğimiz, abarttığımız şeylerin, aslında hiç de feda edilemeyecek şeyler olmadığını göreceğiz.
-Remz etmek:İşaret etmek
İyi tatiller arkadaşlar 🙂

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s