Orjinal İşler

Son blog yazımın üstünden 2 ay geçmiş.Zaman ne kadarda hızlı geçiyor dedirten bir süre benim için.Yarıyıl tatili ne ara bitti, ilk sınav stresi ne ara geçti gitti, okulların kapanmasına ne ara 2.5 ay kaldı.Evet bir amacınız bir uğraşınız varsa zaman gerçekten hızlı geçiyor iyi değerlendirmek gerek.2 Aydır ihmal ettiğim blogumda filmlerden, kitaplardan, belgesellerden bahsetmeye devam.
 
Bu yazımda bir film bir dizi ve birde belgeselden bahsetmek istiyorum.
 
Yozgat Blues Film Afişi

 

İlki yönetmenliğini Mahmut Fazıl Coşkun’un yaptığı 2013 Türkiye –Almanya ortak yapımı senaryosunu Mahmut Fazıl Coşkun ve Tarık Tufan’ın birlikte kaleme aldıkları “Yozgat Blues” filmi.Film aralık 2013 de Altın Koza Film festivalinde yayınlandı.Özellikle senaryosunda Tarık Tufanın yer almasından dolayı filmi takip ettim ama Kayseri ve Sivasda malesef gösterime girmedi.Bende torrente düşer düşmez indirdim.Torrent olarak indirmek için:
 
Film müzik öğretmeni Yavuz’un 70’lerin şarkılarını bir alışveriş merkezinin zemin katında bulunan mekanda dinleyicilerine sunduğu sahneden başlar.Yavuz kariyerinin çöküşünü yaşamaktadır.Tam bu sırada Yozgatdaki bir gazinodan iş teklifi gelir.O sırada belediyenin düzenlediği müzik kursunda dersler vermektedir.Bu kurstaki neşe ile samimiyeti iyi olduğu için Neşeninde bu iş teklifinden haberi vardır ve bu işte o da yer almak ister.Bundan sonra hikaye Yozgatda devam eder…
 

Film nedense bana Nuri Bilge Ceylan filmi hissiyatını verdi.Onun filmlerindeki gibi bu filmdede olağanlığı(durgunluk), filmin çoğu sahnesine sizin anlam yüklemeniz gerekliliğini bu filmdede hissettim.Ayrıca başrolde “Bir Zamanlar Anadoluda” filminde muhtar rolünü oynayan Ercan Kesal’ın bulunması filme ayrı bir doğallık ve samimilik katmıştı.Yozgat’ın seçilmiş olmasıda sıradan bir şehir olmasından.Zaten filmde anlatılmak istenen şehir değil.Film sıkıcı olmayan bir sanat eseri.Ve sanatsal bakış açısıyla yazılmış ekşi sözlükte denk geldiğim entry’i ile Yozgat Blues’a son vermek istiyorum.Bir filmi bu kadar iyi değerledirmeyi nasıl başarmış çok etkilendim.
 
ekşi sözlükten:
           
“2009 senesinde vizyona giren uzak ihtimal’den sonra mahmut fazıl coşkun’un yönettiği ikinci uzun metraj film olan yozgat blues gerek festivallerde topladığı ödüller gerekse merak uyandıran konusu ile son zamanların isminden çokça söz ettiren filmlerden biri. senaryosu tıpkı uzak ihtimal’de olduğu gibi mahmut fazıl coşkun ve tarık tufan’ın ortak çalışması ile yazılan yozgat blues, seyircilerine çalışmak için istanbul’dan yozgat’a giden orta yaşlı bir müzisyen ve onun genç öğrencisine dair yalın ve samimi bir hikaye anlatmayı vaad ediyor.

tarık tufan bir söyleşisinde filmin öne çıkan karakteri yavuz’a bir düğünde rastladığı şarkıcının ilham verdiğini söyler. kendini önce ünlü türkücü olarak takdim edip ardından şarkısını icraya geçen etraftan soyutlanmış bu düğün şarkıcısı tufan’ın ilgisini çekmiş ve yalnızlığı içinde tutarlı bir bütün olan yavuz karakterinin doğmasına sebep olmuştur.

film, bir alışveriş merkezinde elinde mikrofon joe dassin’in l’ete ındien şarkısını söyleyen kır saçlı ve karizmatik bir müzisyen ile açılışını yapar. daha ilk sahneden itibaren yavuz’a dair bir çok intibaya sahip olan seyircinin kanaatinin ilerleyen dakikalarda şaşırtıcı bir hızla değişecek olması karakter üzerinde detaylı çalışılmış olduğunun önemli bir göstergesidir.

yavuz, istanbul belediyesi’nin kültür sanat etkinlikleri kapsamında ders veren, alışveriş merkezlerinde şarkı söyleyen, önce eşini ve ardından babasını kaybetmesinden sonra duygusal çöküntüye uğrayan ve aldığı iş teklifinin peşinden yozgat’a gitmeye hazırlanan bir müzisyendir. yavuz’un öğrencisi neşe ise marketlerde satış elemanı olarak çalışarak harçlığını çıkartan, çok sigara içen, hayal kuran, sesiyle para kazanabilyor olmak cazip geldiğinde ise arkasına bile bakmadan yaşadığı şehri terk edebilen bir genç kız. bu iki karakter, eski model bir araba ve taşraya kaliteli müzik götürüyor olmanın verdiği güven ile türkiye’nin tam ortasındaki bir şehre yozgat’a doğru yol alırlar.

yozgat blues isminin seçilmiş olması izleyiciye içinden blues parçaları geçen bir mekan filmi izleyecekleri sinyallerini verir fakat yozgat blues ne bir şehir üzerine ne de bir müzik türü olarak blues üzerine inşa edilmiş bir filmdir. gerek senaryo gerek yönetmenin tercihleri göz önüne alındığında taşranın belli belirsiz bir fon olarak, blues kelimesinin ise hüzün anlamında kullanıldığı anlaşılır, hatta yönetmen yavuz karakterinin söylediği fransızca şarkı haricinde filmde müzik kullanmamayı tercih etmiştir. filmde esas olan karakterler ve onların yaşamlarıdır.

yönetmenin bilinçli bir tercihi olarak yozgat, filmde olaylara ve karakterlere yön veren bir mekansallığa sahip değildir yalnızca hikayenin geçtiği flu bir mekan işlevi görür ve böylelikle istanbul ile yozgat arasına keskin çizgiler çizilmemiş olur. bir çok yorum ve okumaya açık olan bu tercihin sebeplerinden biri şüphesiz ki istanbul’un taşralığına öte yandan taşranın şehirliliğine yani giderek birbirine benzeyen yerelliğini kaybeden kentlere işaret etmektir. bu sebeptendir ki mahmut fazıl coşkun “film ümraniye veya bağcılar’da da geçebilirdi” derken filmin karakteri neşe yozgat’taki otelin penceresinden dışarıya bakarak deniz olsa aynı zeytinburnu” diyecektir.

filmdeki hüzün yani blues ise ilk sahnelerden başlayarak son ana kadar müzik kariyerinde durmadan düşen bir çizgi izleyen yavuz karakterinde odağını bulur. insanlara karşı mesafeli, çok çabuk ilişki kuramayan, obsesif , süreki sûkût-u hayale uğrayan ve belki de bu yüzden kendine güvenmiş olan neşe’yi hayal kırıklığına uğratmamak adına didinip duran bu naif, sıkılgan ama samimi karakter filmin asıl mesajını taşıyan tip konumundadır. esasında ercan kesal için yazılmayan bu karakter kesal’ın kadroya dahil olması ile birlikte oyuncu ile bütünleşerek zenginleşmiştir, hoş bir detay olan peruk kullanımı da senaryoya sonradan eklenen ayrıntılardan biridir.

son dönem türk sineması’nda sıkça işlenen varlık sancısı, yabancılaşma, taşra-şehir çatışması, ataerkil bir toplumda kadın olma mücadelesi gibi konuların aksine yozgat blues minimalist bir hikayeden yola çıkarak gündelik hayat, insan ilişkileri ve bireylerin iç dünyasıdan hareketle yalnızlık, umut, beklenti ve fedakarlık gibi kavramların içini doldurmaya gayret eder. mahmut fazıl coşkun tek bir karakteri öne çıkarmaktansa yavuz, neşe ve berber rolündeki sabri karakterini öne çıkararak sinemada gerçekçiliğe hizmet eden bir denge kurarak filmi bir antikahraman hikayesi olmaktan kurtarır. fakat nadir sarıbacak’ın başarıyla oynamış olduğu ve filmin mizah yönünü diri tutan yozgat’ın entellektüel delikanlısı kamil diğer karakterler yanında fazla teatral ve karikatürize bir tip olmaktan kaçamaz.

sinemamızda sıkça karşılaştığımız salt iyi veya salt kötü karakterler, yönetmenlerin seyirciyi rahatsız ederek sosyal problemlere karşı farkındalık yaratma çabası, sanat filmi olma kaygısı taşıyan uzun plan sekanslar gibi türlü eğilimler yozgat blues’da karşımıza çıkmaz. karakterlerin duygusal iniş çıkışları, iç dünyaları, beklentileri ve arzuları mahremlerine girmeye gerek duymadan başarılı bir dille anlatılmıştır. nihayetinde, gösterildiği bir çok festivalden sonra 6 aralık 2013 tarihinde vizyona girmeyi bekleyen yozgat blues ana akım sinemadan uzaklaşmak isteyen sinemaseverler için kaçırılmaması gereken bir fırsat.”yazar:@ellerim bombos

 
Bahsetmek istediğim 2.yapım ise film tadında bir dizi “BlackMirror”
Black Mirror Dizi Afişi
 
Black Mirror’u geç keşfettim malesef .2011 yapımı ve ilk sezon 3 bölümden oluşuyor.İkinci sezon 2013 yılında çekilmiş ve 3 bölümden oluşuyor.2.sezonu izlemedim ama güzel olduğuna eminim.İngilizler harika bir iş çıkarmış.Her bir bölüm film tadında birbirleriyle bağlantıları yok ve oyuncular tamamen farklı.İlk sezonda genel olarak teknolojinin götürüleri işlenmişti.Özellikle ilk bölümde olanlar son 1 aydır yaşadıklarımızın özetiydi adeta.Sosyal medyanın nelere mal olabilceğini çok etkileyici olarak işlemişti.Kısaca özetlersek İngiltere prensi kaçırılıyor ve teröristler prensesi serbest bırakmak için başbakanın canlı yayında bir domuzla seks yapmasını istiyorlardı.Bu haberin sosyal medya aracılığıyla yayılması ve kamuoyu araştırmalarıyla(anlık online anketlerle) olayın nerelere vardığı insanı dehşete düşürüyordu.Diğer iki bölümünde ilk bölümden kalır yanı yok.2.Bölümün sonunda başroldeki adamın sisteme yenik düşmesi çok etkileyiciydi.Yine ekşi sözlükten bir alıntı aktarmazsam yazım eksik kalır.

ekşi sözlükten:-2.bölümde senarist
– pedal çevirmek, “her gün monoton işine gidip gelmek ve hayatını sürdürmek için para kazanmak” anlamına geliyor.
– şu hayatta satın aldığın her şeyin (elbiseler, çantalar, smartphone’lar vs) sanal olduğunu, oradaki insanların avatarına bir şey olmasına benzeterek vurguluyor.
– monoton hayattan tek kurtuluş yolunun bir şekilde(ama şarkıcı, ama porno yıldızı) ünlü olmak olduğu günümüz sistemini yansıtmış ayrıca.

mesela bizim zenicinin yanında pedal çeviren ve görevlilere kötü davranan eleman; ortalamanın üstünde kazanan abuk sabuk şeylere para harcayan, yaşadığı hayatı sorgulamayan ve sınıf ayrımcılığı yapan biri. yok mu çevrenizde böyle birileri cidden?

arada biri sisteme karşı gelirse, ki bizim zenci arkadaş, sistem ona makam veriyor ve potasında eritiyor. bir zenci arkadaşa bakın, bir de bizim okan bayülgen‘e.

 
3.Bölümde ise bence google glass anlatılmıştı.Grain denilen ve cildinize yerleştirilen bir çiple yaşadığınız her anı kaydetmek nelere mal olabilir?Hiç düşündünüz mü?Şuanda bunu yapan facebook var.Paylaştığınız yazdığınız yorumladığınız şeylerin ileriki hayatınızı nasıl etkileyeceğini kim düşünerek paylaşıyor?
 
 
Kısacası yaratıcı olmayan birşeyleri anlatmak kaygısı olmayan tek kaygısı para kazanmak olan türk dizi ve yarışmalarından sıkıldıysanız, bağımlısı olduğumuz teknolojinin nelere mal olabileceğini çok güzel ve kısa bir şekilde etkileyici olarak aktarmayı başarmış bu orjinal kısa dizi serisini izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.
 
 
Unutmadan dizi hakkında Cüney Özdemir’inde bir yazısı mevcut.Okumak isteyenler için: http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cuneyt_ozdemir/ouuuuuvvv_cok_sert-1081384
 

 

3.Yapım ise bir belgesel.Natgeo-tv’de yayınlanan “Cosmos”belgeseli.Belgesel 13 bölümden oluşuor ve nat geo tv’den Haluk Bilginer’in seslendirmesiyle türkçe olarak yayınlanıyor.3.Bölüm 25 martta yayınlanmış.Gelecek bölüm ise 31 mart pazartesi.Bu belgesel ve diğer birçok kaliteli yapım(Uzaydan Canlı Yayın Harikaydı)nat geo tv üyeliği satın almayı düşünmeme sebep oldu.
 
Belgeseldeki sade anlatım ve zengin grafikler çokça merak ettiğim uzay ve evren hakkında birçok bilgi verdi.Üstelik 40 dakikada.Evrenin başlangıcından günümüze kadar olan zaman diliminin 1 yıla sığdırılarak anlatılması çok güzeldi.Ancak anlatıcı Carl Sagan’ın kendi bakış açısıyla herşeyi raslantılara dayandırması çok saçmaydı.Büyük patlama oluyor ve hop bir anda çok karmaşık mikroorganizmalar kendiliğinden ortaya çıkıyor.Bende yedim hani 🙂
 
“Voyager gemilerinin içinde bulunan ve gezegenimizdeki yaşam, insanlık kültürü ve tarihi ile ilgili kayıtları içeren Altın Plak.(Kaynak: NASA)”

 

Belgeselde dikkatimi eken bir diğer konu ise Voyager 1 ve 2 adlı uzay araçlarının taşıdığı mesaj. İkiz uzay gemileri, evrendeki yolculukları sırasında uzaylılar tarafından bulunmaları durumunda onlara Dünya’dan samimi bir mesaj iletmek umuduyla, içinde mesajlar, fotoğraflar ve insan kültürüne ait bilgiler taşıyan, 30 santimetrelik bakırdan yapılmış ve oksitlenmemesi için altınla kaplanmış birer plak taşıyormuş. NASA, her iki Voyager aracına da, olası dünya dışı varlıklar tarafından bulunmaları halinde Dünyadaki yaşam ve kültürü dünya dışı varlıklara anlatacak kayıtları içeren altın kaplama birer veri diski yerleştirmiş durumda. Altın Plak adı verilen bu disklere kaydedilen ses ve görüntüler, Dünya’daki farklı tür ve kültürlerin yaşantılarından örnekler içeriyor.Her iki disk koruyucu birer aluminyum kılıfla kaplı ve berberlerinde nasıl çalınacaklarını sembolik olarak açıklayan bir kullanım kılavuzu ve çalınmalarına yarayacak bir iğne ile paketlenmiş durumdalar.
Bu disklere kaydedilecek bilgiler, Carl Sagan’ın başkanlık ettiği bir komite tarafından seçilmiş. Kaydedilen veriler arasında 115 fotoğraf, muhtelif doğaya ait sesleri (rüzgar sesi gökgürültüsü, kuş sesleri, balina sesleri ), farklı kültürlere ait çeşitli müzik eserleri mevcut. İlaveten disklerde 55 dilde selamlama mesajları, dönemin ABD başkanından ve Birleşmiş Milletler genel Sekreteri General Waldheim’den yazılı birer selamlama mesajı mevcut.İnsan gerçekten hayret ediyor.
 
          Voyager 1 tarafından, Voyager’in Jüpiter’e yaklaştığı 60 günlük süre boyunca                                                         çekilmiş time-lapse bir video.(Kaynak: NASA)
 
Voyager görevi sırasında çekilen Satürn resimlerinden biri.    
( Kaynak: NASA)
 
-Sabah-ı şerifleriniz hayrolsun.
 
Voyagerdaki görüntü ve seslerden derlenmiş video:
 
 
 Eğer fazladan bir 40 dakikanız ve natgeo-tv üyeliğiniz varsa izlemenizi şiddetle öneririm.(torrent sitelerindende bulabilmek mümkün ama bazen zor olabiliyor.)
 
 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s