Tıp Fakültesi Tercih Önerileri

Uzunca bir aradan sonra merhaba.Bir eğitim yılı daha iyisiyle, kötüsüyle, bitti.Bu yazım önceden yazmayı planladığım yönde Tıp Fakültesi ve Üniversite eğitimi hakkında olacak.Malum zorlu bir maraton olan bir YGS-LYS dönemi daha bitti.Şimdi sıra sınavlardan dahada önemli olan tercih yapmada.Bende olaya hem genel olarak hemde özellikle Tıp Fakültesi yönünden bakmaya tercih yapacak olan arkadaşlara bir nebze olsun yardımcı olmaya çalışacağım.Umarım herkes hakkında hayırlı olan ve gönlünün razı olacağı, mutlu olacağı bölümlere gider…

Lise yıllarında eğitim sisteminin yanlış olduğunu düşünürdüm, düşünüyorum.Elimizden geldiğince birşeyler yapmaya çabalamamıza rağmen tahmin edersinizki birşeyler malesef değişmedi.Bu noktadan sonrada amacım yanlış sistemin içinde elimden gelen çabayı sarfedip sistemin daha doğru olduğu üniversite’ye kavuşmak oldu.Bu çabaların sonunda şükürler olsun gönlümdeki mesleğe adım atma fırsatı elde ettim.Yeni hayallerle umutlarla 2012 yılında Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne başladım. Yazımın başında ümitlerinizi kırmak amacında değilim ama gelen gideni aratır sözünün birkez daha ne kadar doğru olduğunu tecrübe ettim.Bunu biraz daha açmak istiyorum.

Üniversite demek akademi demektir.Akademide bilim insanlarının çalıştıkları konular üzerinde tartışmalar yapıldığı ortamdır.Üniversite fikirlerin, düşüncelerin, projelerin üretildiği bir üretim bir hammadde fabrikasıdır.Tabi üniversite bu tanımla sınırlanamaz.Tüm bunların yanında üniversite insanların hayata karşı duruş kazanabileceği, düşünce yapısının oluşturabileceği, entelektüel bir birikimin temellerinin atılacağı, sosyal, siyasi, ekonomik açıdan özgürleşeceği, hayatını nasıl çizmesi gerektiğinin farkına varacağı ve hayatı boyunca meşgul olacağı bir mesleği edinme çabasına girişileceği bir ortamdır.Bu yönden üniversiteler hayatımızda çok önemli bir yere sahiptirler.Tüm bu tanımın en azından Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi açısından sadece meslek edinme kısmını tam olarak uygulanmaya çalışıldığı bir ortam olduğunu tecrübe ettim.Tabi tanımdaki herşeyi Okumaya devam et

Orjinal İşler

Son blog yazımın üstünden 2 ay geçmiş.Zaman ne kadarda hızlı geçiyor dedirten bir süre benim için.Yarıyıl tatili ne ara bitti, ilk sınav stresi ne ara geçti gitti, okulların kapanmasına ne ara 2.5 ay kaldı.Evet bir amacınız bir uğraşınız varsa zaman gerçekten hızlı geçiyor iyi değerlendirmek gerek.2 Aydır ihmal ettiğim blogumda filmlerden, kitaplardan, belgesellerden bahsetmeye devam.
 
Bu yazımda bir film bir dizi ve birde belgeselden bahsetmek istiyorum.
 
Yozgat Blues Film Afişi

 

İlki yönetmenliğini Mahmut Fazıl Coşkun’un yaptığı 2013 Türkiye –Almanya ortak yapımı senaryosunu Mahmut Fazıl Coşkun ve Tarık Tufan’ın birlikte kaleme aldıkları “Yozgat Blues” filmi.Film aralık 2013 de Altın Koza Film festivalinde yayınlandı.Özellikle senaryosunda Tarık Tufanın yer almasından dolayı filmi takip ettim ama Kayseri ve Sivasda malesef gösterime girmedi.Bende torrente düşer düşmez indirdim.Torrent olarak indirmek için:
 
Film müzik öğretmeni Yavuz’un 70’lerin şarkılarını bir alışveriş merkezinin zemin katında bulunan mekanda dinleyicilerine sunduğu sahneden başlar.Yavuz kariyerinin çöküşünü yaşamaktadır.Tam bu sırada Yozgatdaki bir gazinodan iş teklifi gelir.O sırada belediyenin düzenlediği müzik kursunda dersler vermektedir.Bu kurstaki neşe ile samimiyeti iyi olduğu için Neşeninde bu iş teklifinden haberi vardır ve bu işte o da yer almak ister.Bundan sonra hikaye Yozgatda devam eder…
 

Okumaya devam et

Bütünleme Kafası

Herşeyin bir zorluğu vardır.Kimine kolay görünen kimine göre zordur kimi için önemsiz olan kimi içinvazgeçilmezdir.Birde bunların dışında kimi zaman kolay olan kimi zaman zor kimi zaman sevilen şey ise kimi zaman nefret edilen şey haline dönüşebilir.Bu noktada bakış açısının ne demek olduğu ortaya çıkar.Bütünlemede bu noktalardan biriydi belkide.
 
“Av Mevsimi” Bakış Açısı


Tıp Fakültesini severek ve gerçekten isteyerek seçtim.Hayallerimi üstüne kurduğum mesleğe ulaşmak için seçtim.Herşeyin bir zorluğu olacaktıya Tıp Fakültesinin zorluğuda komitelerdi.Haftalar öncesinden gelen stres sınava günler kala arttıkça insanı dahada yıpratıyordu.Birde tüm bunları üstüne güvensizlik ve karamsarlık(bakış açısı) eklenince çekilmez bir hal alıyordu.


Son komitemde yaşadığım stres ve karamsarlık malesef büte kalmama neden oldu.(“malesef” bir anda yazdığım kelime sonradan değiştirmek istedim ama büte bakış açımı yansıttığı için kalmasını istedim baştan şartlanmışız!!!)Şükürler olsun ki bütünlemeyi geçtim.Geçtim geçmesine ama bütünlemeden önceki durumumla bütünlemeden 1 saat sonraki durumum arasındaki farkı görünce hayretler içinde kaldım.Sınava girmeden önceki düşüncelerimle sınavdan sonraki düşüncelerim arasında dağlar kadar fark vardı.Peki bu uçurumun oluşmasına ne sebep oluyordu?Kendimce cevaplar ürettim:Eğitim sistemi, tıp fakültesinin aşırı zor olması ve bakış açısı.Bu 3 cevap arasından değiştirebilceğim tek şey bakış açısıydı.Yazımın bu bölümüne Milliyet Blogda yer alan bir yazıyla ara vermek istiyorum.http://blog.milliyet.com.tr/bakis-aciniz-durumunuzu-degistirir/Blog/?BlogNo=278025Devamını izlerleyen günlerde yazmak nasip olur inşallah.


İzleyipde paylaşmak istediğim 2 filmden bahsedeyim.
Okumaya devam et

Tatil Kafası

Rush
 
 
İlk olarak güzel ve etkileyici bir filmle başlayayım yazıma.Rush 2013 yapımı Amerikan filmi.Yaşanmış bir olaydan esinlenmiş bir yapım.Yönetmeni Ron Howard olan film yaklaşık 2 saat ve bu süre içerisinde filmi hiç sıkılmadan izledim.F1 yarışlarını küçükken denk geldikçe izlerdim.Bu filmi izleyene kadar pekde sevmezdim açıkçası.Ama bu filmde F1’i o kadar güzel işlenmişki gerek çekimler olsun gerek arabaların motor sesleri gerekse efektleriyle F1’i sevmemi sağladı.Dönemin atmosferi filme çok iyi bir şekilde aktarılmıştı.Oyuncu seçimleriyse gerçek hayattaki yarışçılara çok benzer.Filmin karakterleri işlemeside oldukça etkileyiciydi.2 Karakter arasında seçim yapmak zorunda bırakmayan, 2 karakteride eşit şekilde yansıtmayı başaran bir filmdi.
 
Niki Lauda’nın gerçek kaza sahnesi
 
2 Sporcunun rekabetini konu alan filmde rekabetin, hırsın ve azmin hayatta  ne gibi değişikliklere neden olduğunu gösteren ve bunu yaparkende mesaj vermeyi başaran bir filmdi.Son olarak şu tatil günlerinde 2 saat kadar zamanınız varsa ve gerçekten iyi bir film izlemek isterseniz bence ilk tercihlerinizden biri olmalı.
 

Okumaya devam et

Yer Çekimi

Uzun ve yorucu geçen bir zamanın ardından merhabalar.Bir komite daha bitti dostlar.Yüzlerce sayfa not ve uykusuz geçen günler geride kaldı.Geri kaldı diyorsam artık olmayacak anlamında değil tabi.Fazlasıyla karşıma çıkacak böyle zamanlar.Hatta hayatımın büyük bir bölümünü bunlar oluşturacak.Hal böyleyken dert yanıp söylenmekten ziyade durumu daha rahat bir şekilde daha az yorularak ve severek idame ettirmeyi öğrenmek gerek.Bunu yapabilmek içinde hayata benim gibi fazla karamsar bir açıdan değilde umutla, biraz olsun vurdumduymazlıkla bakabilmeyi öğrenmek gerek.
 
Ülkemizde liseden üniversiteye geçiş sisteminin yanlış olduğuna inananlardanım.Bu yanlışın meslek seçimindede aynı şekilde devam ettiğini görmek beni üzüyor.Lise yıllarında yorucu ders maratonlarından yarış-rekabet sisteminden kimsenin oturup meslek araştırmaya kendisine hangi mesleğin daha uygun olduğunu öğrenmeye ayıracak zamanı yok.Hal böyle olunca kafalarında hayallerinde yer alan(kendi kurguladıkları) meslekleri seçme yoluna gidiyorlar.Kimse Tıp Fakültesinde nelerin öğretildiğinden bahsetmiyor ya da üniversitenin liseden farklarından.Bundan olsagerek birçok kişi aradığını bulamayıp çoğukez hayalkırıklığına uğruyor. Bundan olsagerek üniversiteler lise ortamından lise bakış açısından kurtulamıyor.Üniversite akademi demektir.Akademi de bilim insanlarının çalıştıkları konu üzerinde tartışmaların yapıldığı ortamlardır.Yani üniversite fikirlerin düşüncelerin projelerin üretildiği bir üretim bir ham madde fabrikasıdır.Ama malesef en azından kendi okuduğum bölüm ve kendi okuduğum okul için yaklaşık 1.5 yıllık süreçte üniversitenin lise çizgisinden çıkamadığını farkediyorum.Hergün onlarca sayfa not, yaklaşan sınav stresi okulu dersleri bilim, akademi, araştırmadan ziyade masa başına oturup anlatılanları araştırmadan üstüne fikir yürütmeden sınav kaygısıyla öğrenmek/ezberlemekten öteye geçemiyor.Bunu sadece üniversitenin ya da eğitim sisteminin yanlışı olarak görmüyorum yanlış anlaşılmasın.Bunda tabiki biz öğrencilerinde payı büyük.Gerekirse uykumuzdan fedakarlık edip daha olumlu düşünüp stres ortamına girmeden elimizden gelenleri yapmalıyız.Bu konulara daha fazla girip kafa karıştırmak istemiyorum.Sonraki yazılarda eğer fırsatım olursa bu konulara ayrıntılı bir şekilde girmek daha doğru olabilir.
 
Bu yazıyı yazmama sebep olan 2013 yapımı “Gravity” filmiydi.Uzun zamandır izlemek istediğim filmi malesef yeni izleme fırsatım oldu.

 
Filmin kadrosu 2 kişilik.Filmde Sandra Bullock ve George Clooney oynuyor.Bu güne kadar uzay ortamında geçen izlediğim tek filmdi.Küçüklüğümden beri merak ettiğim uzay ortamını konu almasından dolayı çok etkilendim.Film görsellik açısındanda süperdi.Sinemada 3D olarak izlemediğime üzüldüm.Olayların akışı sıradan olsada filmin süresi sıkılmanıza fırsat vermiyor.Filmin İMDb puanı 8,5.Çoğu zaman hayal etmişizdir uçsuz bucaksız gök yüzünde nelerin olduğunu.Dua ederken ellerimizi göğe açmamız göğün ulaşılamaz olduğundandır belkide.Dr.Stone’un tek başına kalıp dünyaya baktığı sahne bundan olsagerek çok etkileyiciydi.Sonsuz sessizlik düşününsene ders yok sınav yok…Şaka bir yana filmi izlemediyseniz ve 90 dakika yapacak daha iyi bir işiniz yoksa izlemelisiniz…
 

Okumaya devam et

Komite Kafası

Uzun zaman oldu yazmayalı.Yaşananlar, okunanlar, izlenilenler üstüne düşünmeyeli çok oldu.Zor bir sınav dönemini daha atlatıp beynim özgürlüğüne kavuşunca, düşünerek yaşamaya başlayınca yazmak geliyor içimden…
Öncelikle fotoğrafçılık merakımdan bahsetmeliyim.Lise yıllarımın başından beri abimin teşvikleriyle ilgilenmeye başladım fotoğrafçılıkla.Dijital bir kompakt makinayla başladım.(sony w-230)Gezdiklerimi gördüklerimi çektikçe fotoğrafa bakışım biraz daha değişti gelişti.İnsanların bunca işleri yoğunlukları arasında hobileri olmalı.Kendilerine birazda olsa zaman ayırabilmeliler.Kendi istediği şeyleri yapmaya düşünmeye zaman bulabilmeli insan.Fotoğrafçılıkta ya da herhangi bir uğraş alanında elde ettiklerinizin size hissettirdikleri duygular paha biçilemez.Bir eseri bir fotoğrafı sahiplenmek güzel bir duydu.Zaman ilerledikçe profesyonel bir makina almaya karar verdim.Ve nihayet 2 ay önce fotoğraf makineme kavuştum.(Canon 60D)Profesyonel makineyi kullanabilmenin ayrı bir eğitim gerektirdiğini düşünüyorum.Bu amaçla makinemi alınca Kayseri’de kurs arayışlarına girdim.Şanslıymışım ki Kayseride yeni açılan Fotoğraf Sanat Evinden haberdar oldum.
Kayseri Fotoğraf Sanat Evi Nuri Çorbacıoğlu’nun girişimleriyle bu yıl kuruldu.Kayseride fotoğraf adına birşeyler yapmak isterseniz şiddetle tavsiye ediyorum.Bazı arkadaşlarım fotoğrafçılığın eğitimimi olurmuş gibi soruları oluyor.Başlangıçta bende böyle düşünüyordum taki Fotoğraf Sanat Evine gidene kadar.Evet arkadaşlar fotoğrafçılığında temel eğitimi olur.Çokta faydasını görürsünüz.
 
 

Okumaya devam et

Kayseride Geçen İlk Haftanın Ardından…

Eğitim ve öğretim yılının bir yılı daha başladı.Yeni bir yıl, yeni notlar, yeni arkadaşlıklar, yeni kitaplar, yeni yolculuklar, yeni sınavlar, yeni hocalar…

İlk haftanın ardından birikenleri aktamak istedim bir kez daha sizlere.
Ayrılıklar insanoğlu için çoğu zaman zor ve üzücü olmuştur.Benim içinse her zaman zor ve üzücü oldu.3 Ayın ardından gelen eğitim maratonunun korkusu ve telaşıyla geldim Kayseriye.
Eğitim maratonu’nun göz korkutmasına değinmek istiyorum.Hayatımızın Türkiyede büyük bir bölümünü kapsayan üstüne birde tıp fakültesinde eğitim görüyorsanız hayatınızın tamamını kapsayan eğitim maratonundan nasıl oluyor da korkuyoruz?Korkutuluyoruz?Sizcede garip değil mi?Fakültede dönem 2’nin ilk dersinde nasıl korkutulduğumuza şahit olunca bunları dile getirmek istedim.Derse giren Hoca sürekli Dönem 2’nin zorluğundan bahsediyordu.Çalışmazsanız geçemezsiniz vs. vs.Bu tür cümleleri hayatının büyük bir bölümüne yaymış öğrencilere bu cümleleri defalarca tekrarlayıpta eğitimden korkutmak, derslerden soyutlamak niye?Ben anlam veremiyorum.Eğer siz veriyorsanız banada anlatın ne olur…
Hafta içerisinde 2 kitap okuma fırsatım oldu.Bunlardan ilki Andre Gide’nin Dar Kapıisimli romanı.Dünya klasiklerinden olan romanda Gide kendi hayatına ait kimi parçaları bu romanına yedirerek kendi dünyasındaki sorgulamalarını, aşk ve erdem hakkındaki görüşlerini okurun gözleri önüne sermiş. Gide-Madeleine aşkı, Jerome-Alissa aşkında gözler önüne serilmiş.Tıpkı Jerome gibi o da küçük yaşta babasını kaybetmiş ve aşkla bağlandığı Madeleine romanda Alissa olarak karşımıza çıkıyor.Hatta romandaki mektuplaşmalar Gide’yle  Madeleine’in yazışmalarının romana aktarılmasından oluşuyor.
Kitap oldukça etkileyici ve bir solukta okunacak cinsten.Kitabı okudukça erdemin ne olduğunu, aşkı ve kendinizi sorguluyorsunuz.Aşk ile din kavramı kitabın en başından başlayarak karşınıza çıkıyor.
“Dar kapıdan girmeye çabalayınız. Çünkü kişiyi yıkıma götüren kapı büyük ve yol geniştir. Bu kapıdan girenler çoktur. Yaşama götüren kapı ise dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar çok azdır.”   (İncil’den)

Okumaya devam et